Sibel'den tatlar

Pazartesi, Nisan 30, 2007

ANNEME AÇIK MEKTUP

 

Sevgili Anneciğim,
Ne garip; yeni yeni farkediyorum ki,
çocukları anne olunca çocuklaşıyor anneler...
... Ve insan, zamanın nasıl insafsız
bir öğütücü olduğunu bu rol değişiminde anlıyor.
Eminim karnındaki ilk tekmemden, hatta doktorların
'Bundan sonra ağır kaldırmak yok' müjdesinden
beridir iki kişilik yaşıyorsun yaşamı...

Doğum odasında bir küçük el saçlarına tutununca
değişti herşey ve o el, o saçtan hiç eksik olmasın istedin.
Kimbilir kaç geceyi karyola başuçlarında derin
iç çekişler dinleyip hüzünlenerek uykusuz geçirdin,
kaç emzirme seansında bitkin uyuyakaldın.
O gün bugündür hayatı, bir toprakla çiçeği kadar
ortak üretiyor, tüketiyoruz.
Yolboyu, kusurlarını hiç görmedik birbirimizin,
yeteneklerimizi abarttık karşılıklı; toz
kondurmadık üzerimize, kol kanat gerdik...
Ben dünyanın en iyi evladıydım, sense; tarihin
en iyi annesi... Her çığlıkta
başucumda biteceğini bilmenin güveniyle büyüdüm.
Her derdimde benden çok dertleneceğini bilmenin
o bencil alışkanlığıylaayakta kaldım.

Sevginle donandım...
Ama sonra birden o korkunç çark devreye girdi
ve yaşamın acımasız kuralı işledi ;
Büyüdüm... Senin kollarında 'sen'den habersiz,
bambaşka bir 'ben' çıktı ortaya. Bazen o eski 'ben'e
hiç benzemeyen bir 'ben'... Çünkü farkettim ki,
anlattığın masalların yaşamda karşılığı yokmuş.
Kızlar bir prens umuduyla kurbağaları öpedursun,
ben her yalanda burnumu yokladım.
Şaşırdım. Bostandaki lahanaların,
ısırılmış lahanaların ve benzeri pastoral ninnilerin
modasının geçtiğini gördüm sokakta...

Söyleyemedim sana...
'Yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin artık
eskisi kadar geçerli olmadığını' anlatan kitapları
salonun ortasında açık bıraktım, açıp okuyasın diye...
Her kuşağın o vazgeçilmez ikilemi depreşti yeniden;
'Devir de amma değişti' diye yakınırken sen;
ben ilginle boğulduğumdan dertlendim.
Bir yerim yaralandığında 'Anam görürse
ne kadar üzülür' diye gizlemeye çalışmak
küçük bir çocuk için nasıl bir yüktür bilir misin?
Acından çok onda yaratacağın acı, acıtır canını...

Oysa ne çok acılar paylaştık seninle...
Ve ne çok sevinçler yaşadık beraber...
Nasıl dar günlerde yardıma koşup,
kaç şenliğine ortak olduk birbirimizin?
...Lakin artık kafesten uçma vaktiydi.
'Danaların girdiği bostan'da ayakta kalabilmenin yolu,
tek başına kanat çırpmayı öğrenmekten geçiyordu.

Yargıladık birbirimizi bir dönem...Sorguladık...
...Sen bana eş dost çocuklarını örnek gösterdikçe,
ben seni eş dost ebeveynleriyle kıyaslar oldum.
Sen her sohbete 'Bizim çocukluğumuzda...'
diye başladıkça ben, değişen
takvim yapraklarını koydum önüne...

Nasıl da zalim bir çark bu değil mi?
Doğuyor, doğuruyor ve günün birinde
yuvadan uçacağını bile bile
koca bir ömrü karşılıksız veriyorsun...
Ve hayat birden ıssız bir adaya dönüşüveriyor.
Sonrası kâh bir kapı zili beklentisi,
kâh bir mektup, kâh bir telefon sesi...
Gizliden gizliye özlenen bir torun müjdesi...
Fotoğraflar sarardıkça solan bir yaşam ve uzaklaştıkça
yakınlaştığımız bir mazinin geri dönmez anıları...
Yazılarla konuştuk öyle zamanlarda...Bakışlarla anlaştık.
Ağlaştık birbirimizden gizleyerek acılarımızı...
Bir mimikle özleştik, bir gülüşle kavuştuk.
Ben büyürken seni de büyüttüm.

Şimdi çok daha iyi anlıyoruz birbirimizi...
Çünkü küçücük bir el saçlarımı kavrıyor geceleri...
Karyola başlarında uykusuz geceler geçiriyorum.
Pastoral ninnilerle büyütüyoruz oğlumu;
yalancı çocukların burunları uzuyor masallarda,
öpülen kurbağalar prens oluyor.

...Ve yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin
geçersizleştiğini anlatan kitapları
kaldırıyoruz salondan gizli gizli...
O korkunç çark, acımasız bir hızla dönmeye
devam ediyor. Zaman, öğütüyor kuşakları...
İnsan ancak mahrum kalınca anlıyor
sevginin değerini...
Bense sevginden mahrum kalmaya
fazla dayanamayacağımı biliyorum.

O yüzden bu Anneler Günü'nde
sana upuzun bir ömür diliyorum.
Hem biliyor musun?


'SENİ ÇOK SEVİYORUM'......

 

Can Dündar

 

 

 

 

Perşembe, Şubat 22, 2007

Çalışırken, mutlu bir anne olabilmek mümkün mü?

 

Gazeteci Wendy Sachs, o kadınlarla görüştü bir rehber hazırladı

Dünyanın her yerinde anne olduktan sonra çalışma hayatına devam eden kadınlar, iki arada bir derede kalıyor, anne ve işkadını kimlikleri arasında sıkışıyor. Çoğu zaman anlayışlı patronlar, düşünceli babalar ve becerikli bakıcılar bile yeterli olmayabiliyor.

Çocuk sahibi olduktan sonra bir süre işe ara veren Guardian yazarı Wendy Sachs, 100'den fazla kadınla yaptığı görüşmeler sonunda, çalışan annelere bir rehber hazırlamış:

1. Çalışma hayatının kendiniz için gerekli olup olmadığına karar verin.
2. Yeniden çalışmaya karar verdiyseniz, çocuklarınız küçük olsa bile, çalışma hayatına çok uzun süre ara vermeyin. Ara ne kadar uzun olursa, dönmek o kadar zor olacaktır.
3. Eylem planınızı yapın. İş ve aileyi birlikte yürütmek size bağlı.
4. Ofisteyken işe, çocuğunuzla birlikteyken de sadece ona yoğunlaşın.
5. Ev işleri ve çocuk bakımını eşinizle paylaşın.
6. Çok iyi organize olun. Çocuğun çantası, kıyafetleri gibi detayları geceden hazırlamaya çalışın.
7. Sınırlarınızı iyi tespit edin.
8. Pratik çözümler bulun. İşinizin yoğun olduğu dönemde, çocuğunuzun katılacağı etkinlik için yiyecek hazırlamanız gerekiyorsa, hazır bir şeyler götürmeyi seçin.
9. Ofiste ekstra iş üstlenmeyin.
10. Sınırlarınızı belirleyin, iş arkadaşlarınızdan da uyum bekleyin.
11. Teknolojiyi kullanabilir ya da ondan sakınabilirsiniz. Kimi anneler, şirketten kendilerine hemen ulaşılmasını sağlayan iletişim cihazlarını kullanmak istemiyor. Kimi de evden çalışmayı kolaylaştırdığı için teknolojiden faydalanıyor.
12. Çevrenizde güvenebileceğiniz, açık konuşabileceğiniz insanlar olduğundan emin olun.
13. Eviniz işyerine yakın olsun. Böylece yolda geçireceğiniz zamanı çocuğunuza verebilirsiniz.
14. Mükemmel olmaya çalışmayın. Süper iş kadını ya da süper anne olmak zorunda değilsiniz.
15. Çocuğunuzla vakit geçirmek için rutin davranışlara başvurun. Yatakta TV seyredip, okuldan siz alıp, daha bol vakit geçirebilirsiniz.
16. İş hızınızı kontrol altında tutun. Bazen aileniz için tempo düşürmek çok kötü olmayabilir.
17. Çocuğu olan biriyle çalışın, durumunuzu daha rahat anlar.
18. Kendi işinizi kurmaya çalışın.
19. Kendinizi çocuğunuzun okuluna adayamıyorsanız, ilginizi arada bir de olsa sınıf etkinliklerine katılarak gösterin.
20. Çocuğunuzla olabildiğince çok oyun oynayın.

 

Cuma, Şubat 16, 2007

SEVGİLİLER GÜNÜ İÇİN ÖZEL

 

Sevginin Pastası

5 Yumutra

5  Kahve fincanı toz şeker

1 çayince belli   bardakta  soğutulmuş çay

1 çayince belli   bardakta   sıvı yağ

3 Çorba kaşığı kakao

5 kahve fincanı un

1 vanilya Dr.Oetker

1 kabartma tozu Dr.Oetker

 

Islatmak İçin

 

1 Bardak Su

1 Kaşık Nestkahve

 

Krema

1 Paket  Kakaolu  Krem Şanti  ( Dr.Oetker) Pasta arasına koymak için

Üzeri için:

Şeker Hamuru  Ben  Kıbrıs’ta Arkadaş Pastahanesinde bulabiliyorum.Hiç kendim yapmayı denemedim çünkü Glikoz bulmak kolay değil.

Putra Şeker-Dr.Oetker ( Un  gibi olmasına dikkat edin)

Pembe Gıda boyası

 

  Hazırlanışı:  Yukarıdaki malzeme sırasına göre kekimizi hazırlayıyoruz, önceden ısıttığımız fırında 40-45 dakika fırını hiç açmadan 200 derecede pişiriyoruz. Pişip pişmediğini bir bıçak yardımı ile kontrol edin.Kekimi fırından çıkardıktan sonra 5-6 dakika dinlendirip, hemen kek kabından çıkartıyorum.İyice soğuduktan sonra yanlamasına  ortadan bölüyorun ve önceden hazırladığım su ve  nestkahve  karışımımla  önce altını  ıslatıyorum, yine önceden hazırladığım kakaolu krem şanti  (Dr.Oetker)  ıslattığım kek üzerine koyup iyice yayıyorum. Kekin diğer yarısını  kakaolu  krem şantiyi sürdüğümüz kekin üzerine devirip kalan  nestkahve suyu ile ıslatıyoruz. Bu işlem bittikten sonra  Şeker Hamurumu oklavı ile açıp (hamuru açarken putra şeker kullanın) pastamı kapatacağından emin olunca yavaş yavaş pasta üzerine yerleştiriyorum. Bu işlem ilk başlarda zor gelebilir fakat zamanla alışılır. Kenarlarını örtecek şekilde,  yavaş yavaş şeker hamuru fazlalıklarını kesiyoruz ve kalan kırıntılara  bir damla pembe gıda boyamızı katıp iyice yoğuruyoruz. Kalp şeklindeki kurabiye kalıplarımızla

Kalplerimizi yapıp beyaz şeker hamurumuzun üzerine yerleştiriyoruz.

 

Not:Kekimizi bir gün önceden yaparsak kek daha güzel kullanılır.

 

 

 

Salı, Şubat 13, 2007

SEVGİ VE AŞK ÜZERİNE...

aşk seven için herşey sevmeyen için hiçbirşey
aşk seven için mutluluk sevilen için sonsuz gurur.
aşk sevenlerin kalbini yansıtan mükemmel bir şeydir..

aşk zamansız gelen ve ne zaman gideceği belli olmayan bir duygudur.

 

Salı, Şubat 13, 2007

HERŞEYE RAĞMEN...

 

Ama Fazlada Üzülme Hayat Bitiyor Bir Gün
Öyle De Böyle De Ayrılıktan Kaçılmıyor
Hem Çok Zor Hem De Çok Kısa Bir Macera Ömür
Ömür İmtihanla Geçiyor

Ben Bu Yüzden Hiç Kimseden Gidemem Gitmem
Unutmam Acı Tatlı Ne Varsa Hazinemdir
Acının İnsana Kattığı Değeri Bilirim Küsemem
Acıdan Geçmeyen Şarkılar Biraz Eksiktir

 

Sezen Aksu

Salı, Şubat 6, 2007

AŞK

 

 

senin gibisi yok bu dünyada
eğer aşk dedikleri doğruysa
neymiş, tanrım neymiş
acısı, aşk acısı
çeken bilir, seven bilir
buymuş ya

Salı, Şubat 6, 2007

ANNE

 

Sol Yanım Acıyor Anne (Bedirhan Gökçe)

Merhaba anne,
Yine ben geldim.

Merak etme okuldan çıktım da geldim.
Anneler de babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama
Ali, "Okula gitmezsem annem çok kızar, merak eder."
demişti de onun için söylüyorum.
Geçen hafta öğretmen, sağ elimde sarımsak, sol elimde
soğan dedirte dedirte öğretti sağımı solumu.
Ben biliyorum artık anne, sağım neresi, solum neresi
Ağrıyan yanımın neresi olduğunu.
Şimdi iyi biliyorum anne.
Hani geçen geldiğimde:
Şuram acıyor işte, şuram demiştim de
Bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne
Bak şimdi söylüyorum. Şuram işte,
Sol yanım çok acıyor anne.
Hem de her gün acıyor anne her gün.

Dün sabah annesi Ayşe'nin saçlarını örmüştü.
Elinden tutup okula getirdi.
Yakası da danteldi.
Zil çalınca öptü, hadi yavrum sınıfa dedi.
Ben de ağladım,
Ağladım hiç de utanmadım.
Öğretmen ne oldu dedi?
Düştüm, dizim çok acıyor dedim.
Yalan söyledim anne.
Dizim acımıyordu ama sol yanım çok acıyordu anne.

Bugün ben de saçım örülsün istedim.
Babam ördü ama onunki gibi olmadı.
Dantel yaka istedim.
Babam; "Ben bilmem ki kızım." dedi.
Bari okula sen götür dedim.
"Kızım, iş..." dedi.
Ben de bana ne dedim, ağladım.
"Kızım, ekmek" dedi babam.
Sustum ama okula giderken yine ağladım anne.
Ha, bi de sol yanım yine çok acıdı anne.

Herkesin çorapları bembeyaz,
benimkiler gri gibi.
Zeynep, "Annem, beyazlara renkli çamaşır
katmadan yıkıyormuş" dedi.
Babam hepsini birlikte yıkıyor.
Babam çamaşır yıkamasını bilmiyor mu anne?
Uffff, babam, her gün domates
peynir koyuyor beslenmeme.
Üzülmesin diye söylemiyorum ama
Arkadaşlarım her gün kurabiye,
börek, pasta getiriyor.
Biliyorum babam pasta yapmasını
bilmez anne.

Hava kararıyor, ben gideyim anne.
Babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi.
Duyarsa kızmaz ama çok üzülür biliyorum.
Kim bozuyor toprağını,
Çiçeklerini kim koparıyor?
İzin verme anne,
Ne olur toprağına el sürdürme!
Eve gidince aklıma geliyor bi de
bunun için ağlıyorum anne.
Bak, kavanoz yanımda,
toprağından bir avuç daha alayım.
Biliyor musun anne?
Her gelişimde aldığım topraklarını
Şu kavanozda biriktirdim.
Üzerine de resmini yapıştırıp
başucuma koydum.

Her sabah onu öpüyor kokluyorum.
Kimseye söyleme ama anne
Bazen de konuşuyorum onunla.
Ne yapayım seni çok özlüyorum
anne.
Ha unutmadan,
Öğretmen yarın anneyi anlatan
bir yazı yazacaksınız dedi.
Ben babama yazdıracağım.
Öğretmen anlarsa çok kızar ama
bana ne kızarsa kızsın.
Ben seni hiç görmedim ki neyi,
nasıl anlatacağım anne.

Senin adın geçince sol yanım
acıyor anne.
Hiç bir şey yutamıyorum.
Bazen de dayanamayıp ağlıyorum.
Kağıda da böyle yazamam ya anne.
Ben gidiyorum anne,
Toprağını öpeyim, sen de rüyama gel beni öp.
Mutlaka gel anne,
Sen rüyama gelmeyince
Sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne.
Sol yanım acıyor anne.
İşte tam şurası,
Sol yanım çok acıyor anne.
Seni çok özledim anne, çooook...

 

Çarşamba, Ocak 31, 2007

SEVGİLİLER GÜNÜ

  

 

             Sevgiler Günü´nün başlangıç tarihi eski Roma İmparatorluğu zamanına uzanıyor. Eski Roma´da 14 Şubat günü bütün Roma halkı için önemli bir gündü. Çünkü bu günde Roma tanrı ve tanrıçalarının kraliçesi olan Juno´ya duyulan saygıdan ötürü tatil yapılırdı. Juno ayrıca Roma halkı tarafından kadınlık ve evlilik tanrıçası olarak da biliniyordu. Bu günü takip eden 15 Şubat gününde ise Lupercalia Bayramı başlıyordu. Bu bayram halkın genç nüfusu için büyük önem taşıyordu. Bunun nedeni ise yaşantıları kesin kurallar ile sınırlandırılmış, bunun doğal sonucu olarak bir birliktelik yaşama şansı olmayan bu gençler sadece bu bayram süresince bile olsa birbirlerinin partneri oluyorlardı. Hangi genç bayanın hangi genç erkek ile bir çift oluşturacağı eski bir gelenek olan ve Lupercalia Bayramı´nın arife günü yapılan bir çekiliş ile belli oluyordu. Romalı genç kızlar isimlerini küçük kağıt parçalarının üzerine yazıp bir kavanoza koyuyorlardı. Genç Romalı erkkeler ise kavanozdan bu kağıtları çekerek üzerinde hangi kızın ismi yazıyorsa o kızla bayram eğlenceleri boyunca beraber oluyorlardı. Bu birliktelikler birbirine aşık olan çiftler için bayram süresinin dışına taşıp genellikle evlilikle sonlanıyordu. İmparator 2. Claudius, Roma´yı kendi katı kuralları ile zalimce yöneten bir hükümdardı. Onun için en büyük problem ordusunda savaşacak asker bulamamaktı. Ona göre bu durumun tek sebebi Romalı erkeklerin aşklarını ve ailelerini bırakmak istememeleriydi. İşte bu yüzden Roma´daki tüm nişan ve evlilikleri kaldırdı. Aziz Valentine de Claudius´un hükümdarlığı zamanında Roma´da yaşayan bir papazdı. Kendisi gibi papaz olan Aziz Marius ile birlikte Claudius´un yasağına rağmen gizlice çiftleri evlendirmeye devam etti. Ancak imparator bu durumu bir süre sonra öğrendi. Aziz Valentine insanları evlendirmeye devam ettiği için tutuklandı ve yaptıklarının cezası olarak sopa ile dövülerek öldürüldü. Milattan sonra 270 yılının 14 Şubatı Hristiyan şehitliğine gömüldü. Aynı zamanlarda Roma´daki putperestler, şubat ayı içinde kutlanan Lupercalia Bayramı´nı kendi putperest tanrıları için kutluyorlardı. Bayram öncesi yapılan geleneksel çekilişi ise seromoniye bağlı kalarak kendileri için uygulamaya başladılar. Hristiyan Kilisesi´nin ilk kurulduğu yıllarda hizmet veren papazlar bu törenlerin, özellikle de evlenmemiş gençlerin putperestler ile birlikte anılmasından rahatsız oldukları için bir çözüm buldular. Bu gençlerin isimlerinin azizlerle birlikte anılmasını istedikleri için Lupercalia Bayramı´nın başladığı günü Aziz Valentine Günü olarak kutlamaya başladılar. O gün bugündür her yılın 14 Şubat´I Sevgililer Günü olarak kutlanmaya devam ediyor ve yeryüzünde kadın ve erkek beraber olduğu sürece de kutlanmaya devam edecek gibi.

 Valentine Love Treat

 

 

Sevgili Aziz Nesim'den.

Usta Böyle diyor;

Kız, sen delirdin mi?
Her şeye boşver, dolu dolu yaşa. Madem ki bir aşkın
var,
ne güzel, tadını çıkar...
Sanki ayıp bir şeymiş de utanıyormuşsun gibi yazmışsın
bana...
Her şeye boşver ve aşkı yaşa...
İlle de büyük aşk olması gerekmez;
yaşanan her aşk büyüktür,yeter ki tadını çıkarmasını
bil...
Çok büyük umutlar bağlama, yarını hiç düşünmeden,
günü gününe sev, sevginin tadını çıkar...
Sevgide geleceği düşünürsen aşkı bombok edersin.
Sakın haaa...
Sonsuz monsuz diye herifin başını yeme...
Her şeye boşver; öylesine sev ki, sevdiğin erkeği bile
umursama, salt kendin
için sev, bencilce yaşa aşki,bütün maddesiyle...
Yaşamdan elinde kala kala salt yaşadığın sevgiler
kalır sonunda,ne şu, ne de
bu...
Bütün onlar, aşkı yaşamak için gerekli olan
- ne yazik ki gerekli olan- gereçlerdir.
Aslolan aşktır yaşamda...
Dolu dolu, dolu dizgin, zilzurna, saniye saniye aşkı
yaşayarak sev...
İki yıl, üç yıl sürecek diye umutlanıp enayilik
etme... İster sürer, ister
sürmez...
Sen o anı yaşa yeter ki...
Yitirdiğin zaman; yaşadıklarını kazanmış olacaksın...
Sonunda elbet yitireceksin, ama yitireceğini hiç
düşünme; çünkü aynı zamanda kazanmışsındır da...
Anılar kazanıyorsun daha ne...
İç o zaman, sarhoş ol...
Yüce yüce şeyler düşünme severken, sevgiyi berbat
edersin; çünkü sevginin kendisinden daha yüce bir şey
olamaz..
Aferin sana seviyorsan, seviliyorsan...
Sakın kuşkulara kapılma.
Herifi didikleme, yiyip bitirme...
Türk karıları genellikle bir beladır çünkü, batası
gelenekleri, görenekleri
öyle...
Sakın bu aptallığı yapma...
Severken yirmi yıl sonrasını değil, yirmi dakika
sonrasını bile düşünme,
sevginin içine edersin...
An an yaşa, derin derin hem de...
Afferin sana...
Çok sevindim.
İşe güce boşver.
Artık sana ne Surname'yi, ne de başka şeyi soruyorum.
Keyfince yaşa, sev...
Sevildikçe sev, sevilmeyince de tastamam boşver ve o
zaman o güzelim
yalnızlığına sarıl...
O yalnızlık ki, bütün sevgilerden daha güzeldir ve
sonunda onun koynuna
girmek için kendi
kollarımızla kendimizi sararız...
O zaman da hiç üzülmeyeceksin.
Cünkü nasıl olsa, sığınacak bir yalnızlığımız var;
günün birinde anamız bile
bizi bırakır gider, ama o yalnızlığımiz, biz yaşadıkça
bizi hiç bırakmaz...
Severken bunları düşünme, lütfen yarınsız sev!
Hadi, sevgiyle öperim. Yaşa sen !...